Son iki gündür Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’tan gelen haberler ciğerimizi dağladı. Okul dediğin yer, bir annenin çocuğunu "Aman geç kalma, öğretmenini üzme" diyerek kapıdan uğurladığı, en güvenli liman olması gereken yerdir. Ama şimdi o kapılardan feryatlar yükseliyor.

Herkesin dilinde aynı soru: "Neden?"

Suçluyu arıyoruz...

Bazıları sosyal medyayı suçluyor; "Gençlerin beynini yıkıyorlar, karanlık gruplar çocukları kandırıyor" diyor.

Bazıları bilgisayar oyunlarına bakıyor; "Vurmak, kırmak, öldürmek artık çocuklara oyun gibi geliyor" diyor.

Bir de madalyonun o parıltılı ama zehirli yüzü var: Mafya dizileri ve filmleri... Ekranlarda "kahraman" diye alkışlatılan eli silahlı figürler, racon kesmeyi hayatın tek gayesi gibi sunan karakterler, okul sıralarındaki uşakları zehirliyor. Kendi hayatında bir yer edinemeyen, kendini ispatlayamayan çocuk; o filmlerdeki gibi eline silah alınca "adam" olacağını, saygı göreceğini sanıyor. O sahnelerdeki kurgu alkışların, gerçek hayatta hıçkırıklara ve kan gölüne dönüşeceğini o yaşta hesap edemiyorlar.

Bazıları ailelere dönüyor; "Evladınızın cebinde ne var, kalbinde ne dönüyor hiç mi bakmadınız?" diye sitem ediyor.

Bazıları ise hükümete ve güvenlik sistemine sesleniyor; "Okul kapısına kadar bu silahlar nasıl girer?" diye soruyor.

Aslında hepsi haklı, hepimiz bir parça suçluyuz. Toplum olarak birbirimizden koptukça, o "canavar" ilan edilen çocuklar aslında bizim gözümüzün önünde; o sahte kahramanların, karanlık dizilerin ve yalnızlıkların içinde o karanlığa itildiler.

Peki ya o anneler?

Vurulan çocuğun acısını tarif etmeye zaten kelime yetmez. O bambaşka bir cehennem... Ama bir de diğer taraf var. O "canavar" denilen, eline silahı alan o 16-17 yaşındaki çocuğun annesi... Kimse onu düşünmüyor. O kadın da o çocuğu ne hayallerle doğurdu. Belki "Büyük adam olacak, bizi kurtaracak" dedi, belki "Vatana millete hayırlı evlat olsun" diye dualar etti.

Şimdi o anne, hem evladını kaybetti hem de evladının bir katile dönüşmesini izledi. Çocuğu ölüp gitse de arkasından bir fatiha okumaya bile utanır hale getirildi. Kendi evladının acısını yaşamasına bile izin verilmiyor; çünkü onun evladı "canavar" ilan edildi. Bir annenin, kendi doğurduğu evladının yasını bile tutamaması, dünyaya "Onu ben böyle yetiştirmedim" diye bağıramaması ne kadar ağır bir yüktür, düşünebiliyor musunuz?

Ölen de bizim çocuğumuz, vuran da bizim içimizde büyüyen o karanlığın bir kurbanı.

Okulda güvenlik görevlisi sayısını artırmak yetmez. Bizim önce çocukların ruhundaki o yalnızlığı, o "mafya" özentiliğini tedavi etmemiz lazım. Sosyal medyadaki karanlık dehlizlerden, o şiddet dolu sahnelerden önce, çocukların başını okşayacak bir el lazım.

Yoksa bugün Urfa, yarın Maraş... Biz daha çok annenin "yasını tutamadığı" acılarına şahitlik ederiz.

Gelin, geç kalmadan çocuklarımıza, hayallerimize ve birbirimize sahip çıkalım. Okullar sadece ders değil, insanlık öğrenilen yerler olsun.