Spor

MİLLİ TAKIM NEDEN BAŞARISIZ OLDU?

Türkiye, 24 yıllık Dünya Kupası özlemini sloganlarla, reklam filmleriyle ve bireysel yıldızlara yüklenen büyük beklentilerle sona erdirdi. Ancak Avustralya ve Paraguay karşısında çöken yalnızca bir takım değildi. Sahada, yıllardır futbolun gerçek sorunlarının üzerini örten kişi kültü, hamaset ve motivasyon gösterisi de dağıldı. Çünkü takım sporlarında isimlerin büyüklüğü değil, onları ortak bir aklın parçası haline getiren düzen kazanıyor. Türkiye’nin Dünya Kupası’ndaki başarısızlığı ise salt birkaç oyuncunun formsuzluğu veya bir teknik direktörün hatalarıyla açıklanamaz.

Ortada uzun vadeli bir spor politikası, devamlılığı bulunan bir futbol eğitimi ve ortak bir oyun kültürü yoksa, her turnuva yeni bir kumara dönüşür. Bazen yetenekli bir jenerasyon gelir ve birkaç maçı kurtarır. Bazen bir futbolcu olağanüstü bir gol atar. Bazen kura yardım eder. Bu anlar başarı gibi görünür ancak arkalarında tekrar edilebilir bir düzen yoksa kalıcı olmaz. Türkiye de yıllardır bu istisnaları sistem sanıyor.

Bir turnuvada kazanılan birkaç maçtan “yeni futbol ülkesi”, genç bir oyuncudan “dünya yıldızı”, kısa süreli bir çıkıştan “tarihi jenerasyon” yaratılıyor. Başarı kişiler üzerinden kutsanıyor, başarısızlık yine kişiler üzerinden cezalandırılıyor. Böylece yapı hiç tartışılmıyor.

Şimdi ihtiyaç duyulan şey yeni bir slogan, yeni bir marş veya yeni bir kurtarıcı değil. İhtiyaç; çocukların futbola erişebildiği kamusal alanlar, nitelikli antrenör eğitimi, bilimsel altyapı, liyakatli federasyon yönetimi ve bir teknik direktör değişikliğiyle çöpe atılmayacak uzun vadeli bir futbol programı. Milli takım ancak ortak bir futbol kültürünün en üst basamağı olabilir. Alt basamaklar yoksa yukarıya yerleştirilen yıldızlar da havada kalır.

Türkiye, 24 yıl sonra döndüğü Dünya Kupası’nda yalnızca iki maç kaybetmedi; yıllardır başarısızlıkların üzerini sloganlarla, kişi kültüyle ve içi boş motivasyon cümleleriyle örten anlayış da sahada yenildi. Avustralya ve Paraguay karşısında çöken, birkaç futbolcunun kariyeri değil; planın yerine hamaseti, kolektifin yerine kurtarıcıyı, eğitimin yerine yeteneği koyan spor düzeniydi. Çünkü takım sporlarında hiçbir isim tek başına yeterli değil. Kazananlar en çok isteyenler, en güzel konuşanlar veya en büyük yıldızlara sahip olanlar değil; en iyi örgütlenenler. Tarihin söylediği hâlâ aynı: Bağıranlar değil, çalışanlar; kurtarıcı bekleyenler değil, birlikte hareket edenler; konuşanlar değil, planlayanlar kazanıyor.