SAĞLIKTA ÇAĞ ATLAYAN ÜLKEMİN "ACİL" FACİASI: KTÜ BİTİŞİN EŞİĞİNDE!


Geçtiğimiz günlerde, bölgenin en köklü sağlık çınarı olarak bildiğimiz Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi acil servisinde bir vatandaş, bir gazeteci, her şeyden önce de bir insan olarak içimi sızlatan sahnelere bizzat şahitlik ettim. Hani her fırsatta "Sağlıkta çağ atladık, dünya bizi kıskanıyor" masalları anlatılır ya; gelin size o çağın KTÜ acilindeki gerçek yüzünü anlatayım.

Hastaneye ambulansla getirilmiş baygın halde bir kadın hasta... Dişleri kilitlenmiş, bilinci yarı açık. Ambulans evinden almış, ilk müdahaleyi yolda yapmış güya. Peki sonra ne mi oluyor? O baygın kadın, acilin kapısından girdikten sonra bir tekerlekli sandalyeye oturtuluyor ve "yeşil alan" denilen o bitmek bilmeyen kuyruğa terk ediliyor!

Saatler geçiyor, ne gelen var ne giden. En sonunda hastanın refakatçisi haklı olarak ortalığı yıkıyor. Şimdi soruyorum size: Bu refakatçi haksız mı? Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu! Eğer bu hasta acil değilse, o ambulans evine kadar neden gitti? Yok eğer hastanın durumu acilse, bu insan tekerlekli sandalyede saatlerce neyi bekliyor? Evet, yanlış duymadınız; bu ülkede artık ambulansla getirilen hasta bile yeşil alanda sıra bekletiliyor.

Merak ettim, açtım Türk Dil Kurumu (TDK) güncel sözlüğüne baktım. TDK, "acil" kelimesini aynen şöyle tanımlıyor: "İvedi veya gecikmesinde sakınca bulunan, hemen yapılması gereken."

Bizim acillerimiz artık hemen müdahale edilen yerler olmaktan çıkmış, adeta birer akşam polikliniğine dönmüş durumda. Bir de başımıza "yeşil alan", "kırmızı alan" diye bir triyaj sistemi çıkardılar. Eğer her gelen hasta önce o sıraya, sonra bu kuyruğa sokulacaksa, o her fırsatta övündüğünüz hayati müdahale alanları, o "kırmızı alanlar" ne işe yarıyor? Bilen varsa Allah rızası için beni de bilgilendirsin!

KTÜ acilindeki tıkanıklık bununla da bitmiyor. Etrafınıza baktığınızda, yüksek tansiyon şikayetiyle gelip triyajda muayenesi yapılan, EKG'si çekilen başka bir hastanın bile doğrudan yeşil alana, yani o yoğun kalabalığın içine sıra beklemeye gönderildiğini görüyorsunuz. İnsanlar kollarında açılmış damar yollarıyla, tekerlekli sandalyelerde saatlerce beklemek zorunda kalıyor. Kalabalık mı? Evet, tıklım tıklım. Ama çözümü zor değil. Halkına gerçekten hizmet etmek isteyen bir yönetim, oradaki asistan doktor sayısını artırır, bu çileye son verir. Yeter ki niyet olsun!

İşin en acı, en vicdan yaralayan tarafı ise ne biliyor musunuz? Sıradan halk o tekerlekli sandalyelerde çaresizce beklerken; bazı hocaların veya personelin kendi tanıdıklarına, arkadaşlarına gösterdiği o "özel nezaket" ve ayrıcalık... Bu gözler, sıradan vatandaşın hakkı adeta hiçe sayılırken, arkası sağlam olanların nasıl öncelik aldığını da bizzat gördü.

Bugüne kadar bana gelip "KTÜ aciline mi gittin, orası bitti" diyenlere kızardım, kurumu savunurdum. Ama geldiğimiz noktada açık ve net söylüyorum: Evet, KTÜ’nün acili de bitmiş, o eski kurumsal hassasiyeti de tükenmiş!

Bu gözler daha neler görür bilinmez ama gidişat pek iyi değil. Vatandaşın mağdur edilmediği bir sistemin yeniden inşa edilmesi şart. Benden söylemesi...