İsimler değişiyor, şehirler değişiyor, takvim yaprakları düşüyor ama o zifiri karanlık tablo bir türlü değişmiyor. Türkiye’nin dört bir yanında gencecik fidanlar, ardında binbir soru işareti bırakarak aramızdan koparılıyor. Biz tam "Gülistan Doku’nun akıbeti ne oldu?" diye sorarken, kendimizi yeni isimlerin yasını tutarken ve yeni cevapsız soruların duvarına çarparken buluyoruz.

AYNI KADERİN GÖLGESİ: ROJVELAT VE ESMA
Gülistan’ın kayboluşu bir sembol olmuştu; ama o dosya aydınlanmadıkça karanlık büyüdü. Gülistan’ın Munzur Üniversitesi’nden sınıf arkadaşı Rojvelat, 2024 yılında tıpkı arkadaşı gibi kayboldu. Üç gün sonra ulaşılan cansız bedeni, sadece bir ailenin değil, tüm toplumun yüreğine oturdu.

Daha da sarsıcı olanı, Gülistan arandığı sırada baraj gölünde bulunan başka bir kadın: Esma Kılıçarslan. O dönemde maalesef gündem bile olamayan, sesi duyulmayan Esma’nın ölümüyle ilgili ciddi iddialar hala aydınlatılmayı bekliyor. Soruyoruz; Esma neden o günlerde bir dipnot olarak kaldı? Sessiz kalınan her "şüpheli" ölüm, bir sonrakine davetiye mi çıkarıyor?

VAN’DAN YÜKSELEN AYNI FERYAT: ROJİN
Şehirler arası mesafeler bu karanlığı dağıtmaya yetmiyor. Van’da kaybolan ve günlerce kendisinden haber alınamayan Rojin’in başına gelenler de aynı kronikleşmiş sorunu hatırlatıyor: Belirsizlik. Gencecik bir kızın üniversite kampüsünden çıkıp bir daha dönmemesi, ardından gelen o sağır edici sessizlik, vicdanlarda tek bir soruyu doğuruyor: "Neden?"

UCU BİR YERLERE Mİ DEĞİYOR?
Bu olaylardaki ortak payda sadece "şüpheli ölüm" olması değil; asıl ortak payda bu ölümlerin üzerine çöken o ağır sessizlik perdesidir. İnsan düşünmeden edemiyor: Bu sessizlik, acaba ucu bir yerlere değdiği için mi korunuyor? Bir soruşturma neden yıllarca yerinde sayar? Deliller neden en taze olduğu anda toplanmaz? İddialar neden "şüpheli" kalmaya mahkûm edilir?

Adalet dediğimiz terazi, sadece güçlülerin ya da sesi çok çıkanların değil, Esma gibi sessizce gidenlerin, Gülistan gibi dört yıldır bekleyenlerin, Rojvelat ve Rojin gibi hayalleri yarım kalanların da hakkını korumak zorundadır.

SES VERMEK ZORUNDAYIZ
Gencecik kızların ölümlerine alışmak, "şüpheli" deyip geçmek toplumsal bir intihardır. Eğer bugün bu dosyaların üzerindeki tozları üflemezsek, yarın başka bir ismin ardından aynı yazıyı yazmak zorunda kalacağız.

Şüphelerin üzerine gidilmediği her an, adalete olan güven sarsılıyor. Bu kızlarımızın ölümüyle ilgili sessiz kalınması, sadece failleri değil, bu düzendeki açıkları da gizliyor. Biz Trabz10.net olarak sormaya devam edeceğiz:

Gerçekler kimden ve neden saklanıyor?