SPORDA LİYAKAT


Liyakat, bir kişinin üstlendiği görev veya makam için yeterli, ehil, uygun ve layık olma durumudur. Göreve alınma ve yükselmelerde bilgi, beceri ve deneyimin esas alınmasını ifade eder. Peki sporda bu gerçekten böyle mi?
24 yıl sonra Futbol Milli takımımız Dünya kupasına katılma hakkını elde etti. Türk Milleti büyük bir zaferin beklentisi içinde alınan kötü sonuçlarla da büyük bir hayal kırıklığı yaşadı.
Bu aslında bir takımın yenilgisi değildi. Olmayan bir sistemin iflası idi.
Aslında sporda yönetim çok kolay… Üç soruyu birlikte soracaksınız. Dünya ne yapıyor? Biz ne yapıyoruz? Ve ne yapacağız?
Türkiye’de spor birilerinin egolarını tatmin etme yeri haline gelmiş. Sporun özünde akıl, bilim, birlikte çalışma kültürü, donanım vardır.
Federasyon seçimlerine bakarsanız adamcılığı daha iyi görürsünüz. Olimpiyat Komitesi seçimleri yaparsınız? Benim adamım kazanmadı diye seçimleri yenilersiniz. İşi bilen biat etmeyen insanları çok çabuk harcasınız.
Sporda demokrasi kültürünü ve hoşgörüyü yok sayarsınız. Sporun yönetiminde olanlar federasyonlara verecekleri bütçeleri sanki babalarının malı imiş gibi adamına göre keyfi verir. Ben ne uygun görürsem onu veririm der. Hele muhalefet bir insansanız sana bütçe vermedikleri gibi zorda kalman için her şeyi yaparlar.
Bugün VNL ‘de tarih yazan federasyon başkanı Mehmet Akif Üstündağ bile federasyon seçimlerinde devletle yarıştı. Kıl payı başkanlığı kazandı. Şimdi sistemini kurmuş ve doğru işler yapmaya devam eden başkanı ve voleybol milli takımını alkışlamaya devam ediyoruz.
İstenmeyen federasyon başkanı anında Tahkim marifeti ile görevden alınır. Yerine kayyım atanır.
Kendi Başkanlık dönemimde rakibim yeterli imzayı toplayamayınca dönemin bakanı spor genel müdürlüğü personeline açık imza vermeleri talimatını vermişti. Türkiye’de il olarak Trabzon’da yapılan Hentbol Dünya Şampiyonasına ödenek bile verilmemişti. Ama Liyakat o dünya şampiyonasını öyle yaptı ki!!! ISF tarafından en iyi organizasyon seçildi.
Türkiye Okul Sporları Federasyonu yaptığı Uluslararası organizasyonlar ile ülkeyi zirveye taşıdı. ISF Raymond Defever Trophy onur ödülünü alırken, 14 yarışmanın 13’ünde dereceye girdiği için o yılı Dünyada Türkiye yılı ilan edilmesine neden olurken biat etmeyen federasyon başkanı yüzünden Okul sporları Federasyonu kapatıldı. Şimdi bakanlık bünyesinde turizm şirketi olarak faaliyetlerini sürdürüyor.
Dünyanın hiçbir ülkesinde Okul Sporları yarışmaları o ülkenin spor bakanlığı eliyle yapılmamaktadır. Almanya spor anayasası devlet sporun ana sponsorudur der. Bütçeyi federasyonlara verir. Ama denetimini bizzat yapar. Gençlik ve Spor Bakanlığı son çıkardığı yasa ile federasyon yapısını ortaya koymuşken, kendi okul sporları yarışmalarını düzenlenmesi kanunla bir aykırılık içermektedir.
Bu yıl federasyonların mali yılı. Sporun yöneteneler acaba bu mali yıla gelene kadar kanun ve federasyonlar hakkında 3 ayda bir yapmaları gereken iç denetimi yapmayan federasyonlar hakkında ne yapacak? Burada da adamcılık devrede, kimene soruşturma açacak, kimini görmezden gelecek. Hep birlikte göreceğiz.
Olimpiyatlar da sıfır çeken bir spor bakanlığı nedense bundan sorumluluk duymaz istifa etmeyi düşünmez. Şampiyon cimbom diye bağırmayla Türk sporu yönetilmiyor. Futbol federasyonun dan hesap soracağız diyenlere başkanın verdiği cevapla “siz kim oluyorsunuz da hesap soruyorsunuz.” Diyen Federasyon başkanıyla da futbol yönetilmez.
Burada sorgulanması gereken olmayan sistemin getirdiği keyfi yönetim anlayışıdır. Yoksa Olimpiyatlarda da Dünya şampiyonalarında daha çok neden böyle oluyor, biz neden başarılı olamıyoruz sorusunu kendimize sormaya devam ederiz. Daha çok adı sanı duyulmayan ülkelerin arkasında kalmaya devam ederiz.
Türk sporunun top yekun hem spor da hem de futbolda sil baştan doğru ve liyakatli ellerde dünya ile rekabet edebilecek hale getirilmesine ihtiyaç vardır. Bunu gerçekleştirmediğimiz takdirde bir 24 yıl sonra dahi pişmanlık duymak için beklememiz gerekiyor.