Trabzon

SUYUN SESİ: DEĞİRMENLER

Trabzon Şalpazarı’nın coşkun dereleri üzerinde yükselen kadim su değirmenleri, sadece mısırı un eyleyen mekânlar değil; bir dönemin alın terini, sabrını ve bereketli imecesini bağrında saklayan yaşayan birer tarihti.

ŞALPAZARI – Anadolu’nun pek çok köşesinde olduğu gibi, Şalpazarı yöresinde de geleneksel halk yaşantısının kalbi bir zamanlar bu mütevazı taş binalarda atardı. Tarlalardan büyük emeklerle toplanan mısırların un olma serüveni, suyun o devasa taşları döndürmesiyle başlar; her bir tanenin öğütülüşünde bölge insanının sabrı ve bereketi gizli kalırdı.

Yalnızca Mısır Değil, Dostluk Da Öğütülürdü

Derelerin şırıltısına karışan değirmen sesi, aslında bir dayanışma türküsüydü. İmece usulü bir araya gelen insanlar burada sadece kışlık unlarını hazırlamaz, aynı zamanda dostluklarını da pekiştirirdi. Değirmen yolları; kimi zaman gençlerin saklı sevdalarına, kimi zaman dillerden düşmeyen yanık türkülere, kimi zaman da anaların bereket dolu dualarına şahitlik ederdi. Burası, sosyal hayatın nabzının attığı, dertlerin paylaşıldığı birer yaşam merkeziydi.

Bir Dönemin Ruhu Susuyor mu?

Bugün Şalpazarı’nın köylerinde hâlâ zamana direnen, ayakta kalmayı başaran su değirmenleri olsa da, modern zamanın sert rüzgârı birçoğunun çarkını durdurdu. Teknolojinin hızı karşısında sessizliğe bürünen bu yapılar, aslında sadece mısırı değil; bir dönemin ruhunu, kardeşliğini ve o sarsılmaz bereket anlayışını da kendi taşları arasında öğütüp geçmişe emanet etti.

Geriye kalanlar ise sadece birer yapı değil, bir kültürün en saf ve en içten hatıraları olarak suyun sesiyle yankılanmaya devam ediyor.

KAYNAK :GEYİKLİ HABER