Ekonomi

ÇAY ÜRETİCİSİ İSYAN EDİYOR

2026 yılı Mayıs ayında başlayan yaş çay hasat döneminin ilk günlerinden itibaren ÇAYKUR’un kapasite yetersizliğini gerekçe göstererek başlattığı kota ve kontenjan uygulamaları nedeniyle alım merkezlerinde yaşanan yoğunluk, 205 bin çay üreticisini zor durumda bıraktı. Üreticiler, ürünleri tarlada kalmasın diye devletin açıkladığı taban fiyat olan 35 TL’nin çok altındaki fiyata (25-26 TL) özel sektöre yönelmek zorunda kalmalarına tepki gösteriyor.

Rize’nin Pazar ilçesinde çayını toplayan ancak ÇAYKUR'un kota ve kontenjan uygulamaları nedeniyle topladığı çayı özel sektöre devletin açıkladığı fiyatın çok altında satmak zorunda bırakılan çay üreticileri, yaşananlara “Bizi düşünen yok, sanki danışıklı dövüş gibi. Böyle giderse çaylarımızı dereye dökeceğiz” sözleriyle tepki gösterdi.

Çay bahçesinde topladığı çayları çuvallayıp araçla özel sektör fabrikasına götürmek zorunda kaldığını vurgulayan Ayşe Yıldız, şu ifadeleri kullandı: “Şu anda topladığımız bu çayları mecburen özel sektöre götürüyoruz. Özel sektör ise çok düşük fiyattan alıyor ve ödemeyi 6 ay sonra yapıyor. Bu yüzden mağdur oluyoruz. Bizim isteğimiz şu: ÇAYKUR’un üreticilere uyguladığı kontenjanın kaldırılmasını ya da daha sık aralıklarla alım yapılmasını istiyoruz. Çünkü kontenjan olduğu zaman çayı az topluyorsunuz ve bu durum ikinci ve üçüncü hasadı da olumsuz etkiliyor; hiçbir işe yaramıyor. Mecburen çayı toplu şekilde toplayıp götürmemiz gerekiyor. Bazen benim gibi tek çalışanlar oluyor; o zaman çayı iki gün bekletmek zorunda kalıyorsunuz çünkü zaten almıyorlar. 5 dönüm arazide 150 kilo kontenjanla hiçbir şey yapamazsınız, çayı bitiremezsiniz. Bu, iğneyle kuyu kazmak gibi bir şey. Bu yüzden biz de mecburen özel sektöre vermek zorundayız. Özel sektöre zaten peşin satıyorsunuz ama onlar da fiyatı daha da düşürdü. Devlet birkaç gün alım yapmayınca bu durum özel sektörün işine yaradı; onlar da fiyatı düşürdü, 25 liraya kadar aldılar. Önceden devlet iyi alım yaptığı için özel sektör de neredeyse aynı fiyattan alıyordu, çok iyiydi. Ama devlet en ufak bir aksama yaşadığında, kontenjan veya randevu sistemi devreye girdiğinde özel sektör de kendini düşünüyor. Burada kimse vatandaşı ya da çalışanı düşünmüyor. Gerçekten çok zor şartlarda çalışıyoruz; sıcağı, soğuğu, emeği… Böyle giderse insanlar bir gün bıkıp çayı dereye dökecek, fındıkta olduğu gibi. Burada neredeyse herkes geçimini çaydan sağlıyor. Devletin bir şeyler yapması gerekiyor. Belki alım yerlerini açmayabilir ama en azından fabrika sayısını artırabilir. ‘Fabrika yanıyor’ deyip kapatılıyor, sonra her şey özel sektöre kalıyor. Sanki danışıklı dövüş gibi; olan vatandaşa oluyor.”