Sizin Trabzonspor’la alıp vermediğiniz ne? Hele de Selçuk İnan, sana ne oluyor kardeş? Dur bakalım, “cürümün daha denize inmedi!” Gerçi sana fazla bir şey söylemeye gerek de yok. Sen zaten kişiliğini, karakterini, benliğini, adamlığını Trabzonspor’dan Galatasaray’a giderken fazlasıyla göstermiştin! Sen bir dur, sen bir sus! Trabzonspor sana 10 değil, milyon kere büyük gelir.

Gelelim diğer tarafa... Lan arkadaş, sözde Anadolu takımısınız. Lan tamam bunlar erdi, Trabzonspor’un kalibresine yaklaştı diyeceğim; diyeceğim ama öyle de değilsiniz, daha ermediniz. Daha "elif lam mim"i çözmeye çalışıyorsunuz! Hal ve gidişatınız da ortada… Eee hani gardaştık? Nedir bu öfke, bu kin? Nedir bu bağnazlık, bu barbarlık? Şecerenize bakıyoruz; yıllar sonra çıktığınız ligde tutunmaya çalıştığınıza şahit olmaktayız.

Eeeeee... Zorunuz neydi gardaşlar? Maç sonrası kalktınız Trabzonspor Başkanı Ertuğrul Doğan ve Asbaşkan Zeyyat Kafkas’a saldırmaya çalıştınız. Yuh olsun… Yazıklar olsun sizlere! Unutmayınız; Trabzonspor Başkanı Ertuğrul Doğan ve Asbaşkan Zeyyat Kafkas zamanı vakti geldiğinde “kılçık olur, boğazınızda kalır.” Camiayı işin içerisine katmıyorum bile…

Dipnot: Tabi ki yaşanan olayı bütün Kocaelispor camiasına mal etmemek lazım…


VAR MI BAŞKA DOST?

Son mali genel kurulda hatırladığım kadarıyla Başkan Ertuğrul Doğan şöyle bir ifade kullanmıştı: Trabzonspor’un bizden, kendimizden başka dostu yoktur.” Ne kadar doğru bir söz değil mi? Trabzonspor’umuzun, dolayısıyla camiamızın yaşadıkları bunu göstermiyor mu?

O nedenle diyorum ki; bırakalım içimizde birbirimizle kavga etmeyi. Bırakalım alınan saha sonuçlarına endekslenip “ellerini değil gövdelerini taşın altına koyan” Başkan Doğan ve yönetimine eleştiri getirmeyi bir kenara... Bir olalım, birlik olalım. Sonrasında da hep birlikte Trabzonspor olalım. Empati yapın kendinizle; bunları yaparsak camia olarak ne kaybederiz?

Rahmetli Özkan Sümer ne kadar güzel, duygulu ve muhteşem özetlemişti Trabzonspor’u:

“Dalgaların sesi, yaylaların sisi, ormanların gizi, kemençenin sözü, yaşlıların öyküsü, gençlerin tutkusu...”

Vay be! Sözlere, mısralara bakar mısınız? Var mı bundan ötesi bir anlatım daha? Sorarım sizlere; hangi camia böylesine muhteşem bir duyguyla anlatıldı veya anlatılabilir? Böyle bir camianın taraftarı olmaktan herkesin gurur ve onur duyması gerekmez mi?


MUTSUZSAN VEDALAŞABİLİRSİN

Zamanı değil ama yine de yazmalıyım diyerek yazmaya karar verdim. Allah aşkına, Fatih Tekke’nin maçlardan sonra “absürt” uzun konuşmalar yapması için acaba yönetim kurulu, camianın haberi olmadan genel kurulda Kanun Hükmünde Kararname mi çıkardı? Olur ya, çıkan kararnameden haberimiz olmayabilir!

Yahu işin latifesini bir kenara bırakıp işin aslına dönelim. Tekke Hoca, her maç sonrası çıktığı basın toplantısında bırakın çam devirmeyi bir kenara, adeta ormanı yakıp yıkıyor. Her sözü bir efsane olarak tarafımıza dönüyor! Yapma be hocam, bu kadar uzun konuşman size bir şey kazandırmıyor, çok şey kaybettiriyor. Diyeceğim ki kelime hazinen müthiş; tamam, seller sular gibi konuşmanı akıt gitsin. Ancak durum ortada; bilgi hazinen öyle değil. Konuşmalarında konu bütünlüğünü kaybediyorsun; inan anlatmak istediğini biz anlamakta zorluk çekiyoruz. Meydan Parkı’ndaki boyacı Ahmet ile simitçi Ali Haydar nasıl anlayacak?

Hocam öncelikle şunu bilmeni isteriz; transferlerde izlediğin yol haritandan istediğin oyunculara kadar ve yaptığın kadro mühendisliğini de işin içerisine koyuyorum, her şeye vakıfız. Düşünebiliyor musun; istediğin oyuncuların alınmasını bir kenara bırak, başkan ve yönetim kurulu "kefilim" dediğin sakat oyuncuyu da sen istedin diye risk alarak aldılar. Sonra mı ne yapıyorsun? Sonrasında yaptıklarını da bir başka yazımda yazarım.

Ama şunu bil ki bu gitmeler iyi gitmeler değil. Alınan saha sonuçları sizi aldatmasın, en önemlisi egonuzu da yükseltmesin.

Son söz: Mutsuzsan da vedalaşabilirsin. Kimsenin kafasına silah dayayıp da "Gel teknik direktör ol" denmiyor! Siz de bunlardan birisiniz.