Trabzon denince herkesin ezberi aynı…

“Pide.”

“Köfte.”

“Balık.”

Başka?

Sessizlik…

Oysa gastronomi, bir tabağın içindekinden çok, o tabağın arkasındaki medeniyettir.

Bugün dünyanın gastronomi şehirleri, sadece iyi yemek yaptıkları için marka olmadılar. İnsan yetiştirdikleri için oldular. Şef yetiştirdiler. Servis personeli yetiştirdiler. Sommelier yetiştirdiler. Barista yetiştirdiler. Restoran yöneticisi yetiştirdiler. Yabancı dil bilen, misafir ağırlamayı bilen, sunumu bilen insanlar yetiştirdiler.

Biz ise hâlâ pidenin kaç santimetre olacağını tartışıyoruz.

Sorun mutfakta değil.

Sorun vizyonda.

Bir turist, yediği balığın lezzetini birkaç ay sonra unutabilir.

Ama garsonun yüzünü…

Karşılanma şeklini…

Hijyeni…

Sunumu…

Gülümsemeyi…

Asla unutmaz.

Çünkü gastronomi, karın doyurmak değildir.

Hatıra bırakmaktır.

Trabzon’un artık bir gastronomi devrimine ihtiyacı var.

Bu devrim yeni bir köfte tarifiyle olmaz.

Yeni bir pide çeşidiyle de olmaz.

Bu devrim, hizmet sektörüne yatırım yaparak olur.

Meslek liselerinde…

Üniversitelerde…

Akademilerde…

İşletmelerde…

İnsan yetiştirerek olur.

Çünkü dünyanın en iyi mutfağını, kötü hizmet beş dakikada yok eder.

Ama iyi hizmet, sıradan bir yemeği bile unutulmaz hâle getirir.

Trabzon’un önünde büyük bir fırsat var.

Karadeniz’in gastronomi başkenti olmak.

Belki de Türkiye’nin.

Ama bunun yolu sadece mutfaktan geçmiyor.

İnsandan geçiyor.

Artık pideyi konuşmayı bırakıp gastronomiyi konuşmalıyız.

Balığı değil, marka değerini…

Köfteyi değil, hizmet kalitesini…

Tarifi değil, vizyonu…

Çünkü gerçek gastronomi, mutfakta değil; insanın zihninde pişer.

Ve unutmayalım…

Bir şehir, yaptığı yemek kadar değil; yetiştirdiği insan kadar büyüktür.