CAHİT ERDEM NEDEN SUSKUN?
Beşikdüzü Belediye Başkanı Cahit Erdem, genel merkezdeki mutlak butlan süreci sonrası derin bir sessizlik içinde. Partisinde yaşanan gelişmeleri sessiz sedasız izliyor, süreçlere çok müdahil olmak istemiyor. Bir dönem birlikte çalıştıkları eski CHP Trabzon Milletvekili ve eski Trabzon Belediye Başkanı Volkan Canalioğlu gibi o da sessizliği tercih ediyor.
Oysa böyle kritik zamanlarda herkes açık ve net bir şekilde tarafını belli etmeli, ona göre de mücadelesini vermelidir. Eski ASKF Başkanı Cahit Erdem; Trabzon'un spor, siyaset ve yerel yönetimler noktasında son derece önemli bir değeridir. CHP’nin sayesinde Beşikdüzü Belediye Başkanı oldu; Ekrem İmamoğlu açık destek verdi, Özgür Özel destek verdi, Ahmet Kaya destek verdi...
Şimdi böyle dönemlerde daha çok sesi çıkması gereken bir isim, neden sessizliğe bürünür ki? Bakın Yomra Belediye Başkanı Mustafa Bıyık'a... Cesurca, net bir şekilde kendini tarif ediyor; tarihin hangi tarafında durduğunu açık ve net bir şekilde ortaya koyuyor. Elbette tarih; kimin sessiz, kimin dertsiz, kimin tepkili ya da kimin ikili oynadığını bir kenara not düşüyor.
ERBAKAN TRABZ10.NET'E KONUŞTU!
Yakın zamanda Trabzon'a bir dizi ziyaret için gelmesi beklenen Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, Trabz10.net aracılığıyla hemşehrilerine selam ve sevgilerini iletti.
"Saadet Partisi'yle ilgili bir seçim ittifakının söz konusu olması mümkündür. Burada Milli Görüş söylemlerine sahip çıkan, Erbakan Hocamızın yolunda yürüdüğünü ifade eden bu partilerin, seçimlerde bir ittifak halinde olması faydalı olabilecektir. Bununla ilgili de çeşitli görüşmeleri Saadet Partisi ile yapıyoruz" diyen Fatih Erbakan; merkez sağda muhafazakâr bir çatı kurulması durumunda, Cumhurbaşkanı adayı olarak Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ı destekleyeceklerini dile getirdi.
Erbakan sözlerini şu şekilde tamamladı: Necmettin Erbakan’ın 1969 yılında milletin, İslam aleminin ve tüm insanlığın maddi-manevi sıkıntılardan kurtarılması amacıyla yola çıktığını hatırlatan Fatih Erbakan, bugün partisinin ulaştığı gücü şu sözlerle ifade etti: “Bugün Yeniden Refah Partisi, oy oranı bakımından da üye sayısı bakımından da Türkiye'nin 3. büyük partisidir. 670 bine yaklaşan resmi üyesiyle Türkiye'nin üye sayısı bakımından 3. büyük partisi, 31 Mart seçimlerinde belediye meclis üyeliği seçiminde almış olduğu %7'lik oyla da yine Türkiye'nin 3. büyük partisidir.”
MİLLİ TAKIM NEDEN BAŞARISIZ OLDU?
Türkiye, 24 yıllık Dünya Kupası özlemini sloganlarla, reklam filmleriyle ve bireysel yıldızlara yüklenen büyük beklentilerle sona erdirdi. Ancak Avustralya ve Paraguay karşısında çöken yalnızca bir takım değildi. Sahada, yıllardır futbolun gerçek sorunlarının üzerini örten kişi kültü, hamaset ve motivasyon gösterisi de dağıldı. Çünkü takım sporlarında isimlerin büyüklüğü değil, onları ortak bir aklın parçası haline getiren düzen kazanıyor. Türkiye’nin Dünya Kupası’ndaki başarısızlığı ise salt birkaç oyuncunun formsuzluğu veya bir teknik direktörün hatalarıyla açıklanamaz.
Ortada uzun vadeli bir spor politikası, devamlılığı bulunan bir futbol eğitimi ve ortak bir oyun kültürü yoksa, her turnuva yeni bir kumara dönüşür. Bazen yetenekli bir jenerasyon gelir ve birkaç maçı kurtarır. Bazen bir futbolcu olağanüstü bir gol atar. Bazen kura yardım eder. Bu anlar başarı gibi görünür ancak arkalarında tekrar edilebilir bir düzen yoksa kalıcı olmaz. Türkiye de yıllardır bu istisnaları sistem sanıyor.
Bir turnuvada kazanılan birkaç maçtan “yeni futbol ülkesi”, genç bir oyuncudan “dünya yıldızı”, kısa süreli bir çıkıştan “tarihi jenerasyon” yaratılıyor. Başarı kişiler üzerinden kutsanıyor, başarısızlık yine kişiler üzerinden cezalandırılıyor. Böylece yapı hiç tartışılmıyor.
Şimdi ihtiyaç duyulan şey yeni bir slogan, yeni bir marş veya yeni bir kurtarıcı değil. İhtiyaç; çocukların futbola erişebildiği kamusal alanlar, nitelikli antrenör eğitimi, bilimsel altyapı, liyakatli federasyon yönetimi ve bir teknik direktör değişikliğiyle çöpe atılmayacak uzun vadeli bir futbol programı. Milli takım ancak ortak bir futbol kültürünün en üst basamağı olabilir. Alt basamaklar yoksa yukarıya yerleştirilen yıldızlar da havada kalır.
Türkiye, 24 yıl sonra döndüğü Dünya Kupası’nda yalnızca iki maç kaybetmedi; yıllardır başarısızlıkların üzerini sloganlarla, kişi kültüyle ve içi boş motivasyon cümleleriyle örten anlayış da sahada yenildi. Avustralya ve Paraguay karşısında çöken, birkaç futbolcunun kariyeri değil; planın yerine hamaseti, kolektifin yerine kurtarıcıyı, eğitimin yerine yeteneği koyan spor düzeniydi. Çünkü takım sporlarında hiçbir isim tek başına yeterli değil. Kazananlar en çok isteyenler, en güzel konuşanlar veya en büyük yıldızlara sahip olanlar değil; en iyi örgütlenenler. Tarihin söylediği hâlâ aynı: Bağıranlar değil, çalışanlar; kurtarıcı bekleyenler değil, birlikte hareket edenler; konuşanlar değil, planlayanlar kazanıyor.
BİR BARDAK ÇAY 30 TL OLUR MU?
Trabzon, Rize ve Artvin çayın memleketi. Ama buna rağmen en pahalı çayı yine biz içiyoruz. En düşük çay ocağında bile bir bardak çay artık 30 TL'den satılıyor. Vatandaşın bir bardak çay keyfi bile ne yazık ki lüks oldu.
Rize Ticaret Borsası Başkanı Mehmet Erdoğan, mekanlarda satılan çayın maliyetinin 1,5 lira olduğunu söyledi. Kuru çay fiyatlarına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Erdoğan, kilogram fiyatının 250-300 TL seviyesinde değil, en az 400-450 TL seviyesinde olması gerektiğini vurguladı.
Erdoğan, bu seviyedeki bir fiyatın nihai tüketimde büyük bir maliyet yaratmadığını belirterek, "50-60 liraya satılan bir bardak çayın içerisinde çay tarafından giren rakam 1,5 TL. Şu anda 1 TL giriyor. Bir bardağın içerisinde 1,5 liralık bir şey Türkiye ekonomisini etkilemez" diye konuştu. Erdoğan, ürünün değerinin artırılması için kaliteli üretim, doğru toplama ve tüketicideki fiyat algısının birlikte ele alınması gerektiğinin altını çizdi.
ÜLKEROĞLU AİLESİNİN ADALET ARAYIŞI
Trabzon'da Büşra ve Can Ülkeroğlu çifti, gebelik sürecinde Trabzon'daki özel bir hastaneye müracaat etti. Yapılan kan testinde çiftte kan uyuşmazlığı tespit edildi. Bunun üzerine gebelik süreci, hastanenin kadın doğum doktorunun direktifleri ve kontrolleri gözetiminde sürdürüldü.
Ülkeroğlu çiftinin bebeği Yakup Yalgın, 36 haftalıkken epidural sezaryenla 3 Ekim 2016’da dünyaya geldi. Doğumun hemen ardından kuvöze alınan Yakup Yalgın’da sarılık tespit edildi ve bilirubin değerleri takip edilmeye başlandı. Hastanede kan değişim ünitesi olmaması nedeniyle Yakup Yalgın’ın, söz konusu ünitenin bulunduğu bir üst merkeze sevk edilmesi gerektiği belirtildi; fakat bebeğin sevki bir türlü gerçekleştirilmedi. Ailenin sevkin neden gerçekleşmediğine yönelik sorusuna ise ilgili doktor, “Doktor sen misin, ben miyim? Bunun kararını ben veririm. Çocukta bir sıkıntı yok” yanıtını verdi.
Doğumunun üçüncü gününde bilirubin düzeyindeki artış hızı yükselme eğilimine girdi. Fakat doktor, kan değişimi için gerekli hazırlıkları zamanında yapmadığı gibi, Yakup Yalgın’ı kan değişiminin yapılabileceği bir üst merkeze de sevk etmedi. Bu süreçte ihmaller nedeniyle bebeğinin beyin felci (serebral palsi) geçirdiğini aktaran acılı baba Can Ülkeroğlu, “Üç gün boyunca sırf para alabilmek için çocuğumu kuvözde tuttular” dedi.
Adli Tıp Raporu’na göre Yakup Yalgın’ın konuşmasında sürekli zorluğa neden olacak şekilde kalıcı işitme kaybı oluştu. Ancak talihsiz yavrunun yaşadığı sorunlar bununla da sınırlı kalmadı. Zamanında yapılmayan müdahale; Yakup Yalgın’da göz hareket kısıtlılığına, görme bozukluğuna ve orta derecede zeka geriliğine de neden oldu. 10 yıldır varını yoğunu evlatlarının tedavisi için harcayan, maddi ve manevi olarak inanılmaz zor günler geçiren Ülkeroğlu ailesinin hukuk mücadelesi ise kararlılıkla devam ediyor.
Ülkeroğlu ailesi, sorumlu doktor ve Trabzon'daki o hastaneye 2019 yılında maddi ve manevi tazminat davası açtı. Manevi yıpranmalar, beden gücü kaybı, tedavi ve bakım masrafları olmak üzere toplam 1 milyon 800 bin TL tutarında tazminat talep edildi. Ancak adalet mekanizması yavaş işledi ve dava yedi yıldır sonuçlanmadı. Bu zamana kadar tam 30 duruşması görülen davada, defalarca hâkim değişikliğine gidildi; süreç çeşitli bahaneler ve mahkemenin ek talepleriyle uzatıldıkça uzatıldı. Davanın 31’inci duruşması 1 Temmuz’da görülecek. Aradan geçen yedi yılın ve yaşanan büyük acıların ardından, artık bu celsede nihai bir karara varılacağı öngörülüyor.
BİR KEZ DAHA UYARIYORUZ! BİRİ ÖLECEK...
Daha önce de defalarca uyarmıştık, ancak kimseler çok fazla ciddiye almadı. Biz gazetecilik sorumluluğumuz gereği konuyu bir kez daha gündeme taşıyarak yetkilileri açıkça uyarıyoruz: Trabzon'da her gün yüzlerce insanın şehir içi mahallelere ulaşım noktasında tek alternatifi ne yazık ki dolmuşlar. Trabzon, yıllardır dolmuşların tek alternatif olmasının büyük acısını çekiyor. Siz ne yaparsanız yapın, ne kadar memnun ya da gayrimemnun olursanız olun, bu dolmuşlara binmekten başka çareniz yok.
Şehirde kural ve kuralsızlık adeta onlardan soruluyor. Ne derseniz deyin, ne kadar uyarı yaparsanız yapın, bazı şoförler bildiğini okumaya devam ediyor. Yaz dönemi geldi; Trabzon'da kaç dolmuş klima çalıştırıyor, kaç dolmuş her türlü teknik bakımını yaptırdı, kaç dolmuş temizliğe ve hijyene önem veriyor, kaç dolmuş kapasitesinin üzerinde ayakta yolcu almıyor? Dolmuş esnafının (bazılarının) tek derdi daha fazla yolcu almak ve ücretlere zam yapmak olmuş. Kimse kusura bakmasın, işini düzgün ve dürüst yapan çok az dolmuş esnafı kaldı.
Dolmuş şoförleri bir kere kendi aralarında bile sorunlu, birbirlerine olan güvenleri yok. "Tek bir yolcu daha fazla alayım" derdi, mesleki dayanışmanın ve arkadaşlığın önüne geçmiş durumda. Vatandaşların haklı talep ve istekleri ise bu hırs arasında güme gidiyor. Nasıl olsa doğru düzgün bir denetim de yok... Bakın, daha önce uyardık yine uyaralım; bu ayakta yolcu alma meselesi bazen sınırları ve sinirleri ciddi şekilde zorluyor. Oturan yolcu sayısı kadar ayakta yolcu alınır mı? Kapılara kadar dayanan, basamaklarda giden yolcular resmen ölüme davetiye çıkarıyor. Bir gün bu vurdumduymazlık yüzünden çok acı bir olay yaşayacağız. Allah korusun, feci bir can kaybı olacak. Lütfen ilgili yetkililer sesimizi duysun ve gerekli radikal önlemler bir an önce alınsın!
MUAMMER CELEP'E SON GÖREV!
Trabzon’da insan hakları mücadelesi ve sivil toplum çalışmalarıyla tanınan saygın isimlerden Muammer Celep, 4 yıl önce yakalandığı ve erkeklerde oldukça nadir görülen meme kanserine yenik düştü.
Muammer Celep için Trabzon Bostanlı Mahallesi’nde hüzünlü bir cenaze töreni düzenlendi. Törene Celep’in ailesi ve yakınlarının yanı sıra; CHP Trabzon İl Başkanı Mustafa Bak, Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Kaya, Fındıklı Belediye Başkanı Ercüment Şahin Çervatoğlu, Emek ve Demokrasi Platformu ile KESK Dönem Sözcüsü Muammer İkinci, Sol Parti Trabzon İl Başkanı Bilal Akcelep, İHD MYK Üyesi ve Karadeniz Sorumlusu Gençağa Karafazlı, Yazar Süleyman Hacıbektaşoğlu, Of Folklor Derneği Koordinatörü ve Celep’in yakın arkadaşı İhsan Hacıbektaşoğlu ile çok sayıda yoldaşı katıldı.
Fındıklı Belediye Başkanı Ercüment Şahin Çervatoğlu, cenaze töreninde yaptığı açıklamada büyük bir üzüntü içinde olduklarını ifade ederek, “Devrimci mücadelede hep en önde olan, dik duruşuyla bizlere örnek olan bir abimizdi. Bize veda etti. Anıları ve mücadelesi hafızalarımızda her zaman en değerli yadigar olarak kalacak” dedi.