HER ŞEYİ HAK EDİYORUZ!

10 'DAN DUYUN-24.06.2026
10 'DAN DUYUN-24.06.2026
İçeriği Görüntüle

Hani derler ya “Oh ne ala mualla”, pardon “Oh ne ala memleket” diyeceğine yine başka bir alana istemeden sapmış olduk! Şu aralar memleketimizde Kültür Yolu Festivali yapılıyor. Festival yeri olarak da Akyazı Stadı'nın yanındaki büyük alan tercih edildi. Doğru olan da buydu. Çünkü trafik sorunu yoktu. Alan sorunu derseniz, hiç yoktu. O nedenle o alanı tercih edenleri kutlayıp tebrik ediyoruz.

Gelelim şimdi memleket meselemize! Kültür Yolu Festivali'ni kim veya kimlerin himayesinde organize ediyorlar bilmiyoruz. Hemen belirtelim; Kültür ve Turizm Bakanlığı organize ettiriyor ama hangi firmaya, orayı bilmiyoruz. Arkadaş, her nedense organize eden firma festival adı altında Trabzon’un ciğerinden, dalağından, böbreğinden, yağından, sütünden, etinden, kellesinden, açıkçası her şeyinden faydalanıyor amma buna mukabil Trabzon firmalarını, Trabzon basınını ekonomik anlamda pas geçiyor. Ve festivalle ilgili yapılacak bütün işleri Trabzon dışındaki firmalara yaptırıyorlar. Kimse kusura bakmasın, Trabzon medyasına tabiri caizse “mayın eşekliği” yaptırılmaya çalışılıyor. Yani şunu demek istiyorlar: “Biz sizlere katkı vermeden sizler bizim festivalin haberlerini, etkinliklerini gazetelerinizde, dijital medyanızda yayınlayın.” Ne acıdır ki, yapılanlara herkes seyirci kalıyor! Trabzon medyası böyle giderse çok daha “Oh ne ala mualla” filmlerini izleyeceği günleri hak ediyor demektir.

Ha az daha unutuyorduk; festival süresince yanılmıyorsak 5 kişilik bir yeme ekibi tutmuşlar, onlarla birlikte güya Trabzon’un yemek kültürünü sosyal medyada tanıtmaya çalışıyorlar. Kısacası, böyle tepkisiz kaldığımız sürece bizler her şeyi hak ediyoruz.

TOP ERSEN KÜÇÜK'TE

Biraz da bizim cemiyetten bahsedelim. Cemiyet başkanlığına aday olan her kimse, adaylık süresince ilk vaat ettiklerinin arasında cemiyete bir sosyal tesis kazandırmak yer almaktadır. Her nedense cemiyete yapılacak sosyal tesislerin akıbeti, sonradan şehrimize bir türlü gelmeyen “Kara Tren”in akıbetine dönmektedir. Kara Tren’in hikâyesini bu sözlerle destekleyelim: Kara tren gecikir belki hiç gelmez Dağlarda salınır da derdimi bilmez Dumanın savurur halimi görmez Gam dolar yüreğim gözyaşım dinmez

Evet, bekliyoruz bu kara trenin gelmesini! Hâlbuki Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, her defasında Gazeteciler Cemiyeti'nin hep yanında olmuş ve durmuştur. Elinden geldiğince de cemiyetin bütün etkinliklerine veya isteklerine cevap vermeye çalışmıştır. Hadi bana birisi çıksın, "Ahmet Metin Başkandan şunu istedik de vermedi veya yapmadı" desin. Koskoca Gazeteciler Cemiyeti'ne koskoca şehirde sosyal tesis yapacak bir alan bulunamıyor. Olacak şey mi? Ahan, gidecek olduğunuz yolu gösteriyoruz: Orman Okulu'nun tam karşısında, bir şey yapılmaya müsait koca bir alan var. Yanında sentetik bir saha mevcuttur, diğer alanları ise yeşillik ve parkedir. Atıl bir şekilde öylece duruyor. Gidin kardeşim Başkan Ahmet Metin Genç’e, “Uygunsa burayı istiyoruz” deyiverin… Bakın bakalım sizlere cevabı ne olacak Başkan Genç’in?

Cemiyetle ilgili çözümsüz olan konuları bile çözüme kavuşturmak için gecesini gündüzüne katan ve zaman mefhumu tanımayan Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Ersen Küçük’ün başkanlıktaki son döneminde bu işi çözmesi, bize göre boynunun borcu olmalıdır. Hiç değilse Ersen Küçük başkanlığa veda ederken cemiyete kalıcı bir eser bırakmalıdır.

ÇAY ÜRETİCİSİ İSYAN EDİYOR

2026 yılı Mayıs ayında başlayan yaş çay hasat döneminin ilk günlerinden itibaren ÇAYKUR’un kapasite yetersizliğini gerekçe göstererek başlattığı kota ve kontenjan uygulamaları nedeniyle alım merkezlerinde yaşanan yoğunluk, 205 bin çay üreticisini zor durumda bıraktı. Üreticiler, ürünleri tarlada kalmasın diye devletin açıkladığı taban fiyat olan 35 TL’nin çok altındaki fiyata (25-26 TL) özel sektöre yönelmek zorunda kalmalarına tepki gösteriyor.

Rize’nin Pazar ilçesinde çayını toplayan ancak ÇAYKUR'un kota ve kontenjan uygulamaları nedeniyle topladığı çayı özel sektöre devletin açıkladığı fiyatın çok altında satmak zorunda bırakılan çay üreticileri, yaşananlara “Bizi düşünen yok, sanki danışıklı dövüş gibi. Böyle giderse çaylarımızı dereye dökeceğiz” sözleriyle tepki gösterdi.

Çay bahçesinde topladığı çayları çuvallayıp araçla özel sektör fabrikasına götürmek zorunda kaldığını vurgulayan Ayşe Yıldız, şu ifadeleri kullandı: “Şu anda topladığımız bu çayları mecburen özel sektöre götürüyoruz. Özel sektör ise çok düşük fiyattan alıyor ve ödemeyi 6 ay sonra yapıyor. Bu yüzden mağdur oluyoruz. Bizim isteğimiz şu: ÇAYKUR’un üreticilere uyguladığı kontenjanın kaldırılmasını ya da daha sık aralıklarla alım yapılmasını istiyoruz. Çünkü kontenjan olduğu zaman çayı az topluyorsunuz ve bu durum ikinci ve üçüncü hasadı da olumsuz etkiliyor; hiçbir işe yaramıyor. Mecburen çayı toplu şekilde toplayıp götürmemiz gerekiyor. Bazen benim gibi tek çalışanlar oluyor; o zaman çayı iki gün bekletmek zorunda kalıyorsunuz çünkü zaten almıyorlar. 5 dönüm arazide 150 kilo kontenjanla hiçbir şey yapamazsınız, çayı bitiremezsiniz. Bu, iğneyle kuyu kazmak gibi bir şey. Bu yüzden biz de mecburen özel sektöre vermek zorundayız. Özel sektöre zaten peşin satıyorsunuz ama onlar da fiyatı daha da düşürdü. Devlet birkaç gün alım yapmayınca bu durum özel sektörün işine yaradı; onlar da fiyatı düşürdü, 25 liraya kadar aldılar. Önceden devlet iyi alım yaptığı için özel sektör de neredeyse aynı fiyattan alıyordu, çok iyiydi. Ama devlet en ufak bir aksama yaşadığında, kontenjan veya randevu sistemi devreye girdiğinde özel sektör de kendini düşünüyor. Burada kimse vatandaşı ya da çalışanı düşünmüyor. Gerçekten çok zor şartlarda çalışıyoruz; sıcağı, soğuğu, emeği… Böyle giderse insanlar bir gün bıkıp çayı dereye dökecek, fındıkta olduğu gibi. Burada neredeyse herkes geçimini çaydan sağlıyor. Devletin bir şeyler yapması gerekiyor. Belki alım yerlerini açmayabilir ama en azından fabrika sayısını artırabilir. ‘Fabrika yanıyor’ deyip kapatılıyor, sonra her şey özel sektöre kalıyor. Sanki danışıklı dövüş gibi; olan vatandaşa oluyor.”

ASGARİ ÜCRETE ZAM GELİYOR MU?

Enflasyonla mücadelede istenen sonucun alınamaması ve enflasyonun yüksek seyrini koruması, sabit gelirlilerin alım gücündeki sert düşüş, ücretlerde iyileştirme taleplerinin sık sık gündeme gelmesine yol açıyor. Asgari ücret, ocak ayında yüzde 27 zamla 28 bin 75 TL’ye yükseltildi. Mayıs ayında yıllık enflasyon, geçen yılın sonundaki yüzde 30,89’un yaklaşık 2 puan üzerinde gerçekleşti. Uzmanlar, bu yıl sonunda enflasyonun yüzde 32’nin üzerini görebileceğini belirtiyor.

Yüksek enflasyon, asgari ücrette ciddi bir erimeye neden oluyor. Yılın ilk beş ayında, 28 bin 75 TL olan asgari ücretin reel değerinden 4 bin 663 TL eridi. TÜRK-İŞ'in araştırmasına göre, mayıs ayında dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için bir ay boyunca gıdaya yapması gereken zorunlu asgari harcama tutarını gösteren açlık sınırı 35 bin 174 TL oldu. Aynı dönemde yoksulluk sınırı da 114 bin 576 TL'ye yükseldi. 28 bin 75 TL olan asgari ücret, açlık sınırının 7 bin TL altında kaldı. Toplumda hayat pahalılığının ortak şikayet konusu olduğu bu dönemde, milyonlarca çalışan asgari ücrete temmuzda ara zam yapılıp yapılmayacağını merak ediyor.

ENFLASYON VE VERGİ İŞÇİNİN İFLASI!

AK Parti'nin ekonomi politikalarının yol açtığı enflasyon ve vergi nedeniyle 16,7 milyon işçinin yılın ilk beş ayındaki toplam ücret kaybı 890 milyar liraya yaklaştı. Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR), haziran ayı Ücret Kayıpları İzleme Raporu’nu yayımladı.

Buna göre, ortalama kayıtlı işçi ücretlerinde yılın beşinci ayına bakıldığında; vergi ve enflasyonun 16,7 milyon işçinin birikimli toplam kaybı en az 889 milyar 991 milyon lira olarak gerçekleşti. Raporda şu ifadelere yer verildi:

"Ocak, Şubat, Mart, Nisan ve Mayıs 2026 itibarıyla ortalama işçi ücreti brüt giydirilmiş olarak 64 bin 985 lira olarak esas alındı. Bu ücret düzeyindeki vergi ve kesinti yükü, daha yılın dördüncü ayında ücretin ikinci vergi dilimine girmesi sebebiyle, yılın beşinci ayında 15 bin 537 lira olarak gerçekleşti. Mayıs 2026’daki yüzde 16,61 oranındaki beş aylık enflasyon da hesaba katıldığında ortalama işçi ücreti 8 bin 458 lira daha gerilemektedir. Böylece işçinin 64 bin 985 liralık brüt ücreti, yılın beşinci ayında 25 bin 284 lira kayıp yaşadı."

KIRMADAN İNCİTMEDEN YAZMIŞ!

Handan Atamer Engin adlı bir kadının Trabz10.net üzerinden bir paylaşımı ve mektubu var. İşte o paylaşım:

“Bir Kadından Bir Cumhuriyet’in Kadınına” Selvi Kılıçdaroğlu’na Açık Mektup

Sayın Selvi Kılıçdaroğlu,

Size bu mektubu yazmak, başlı başına ağır bir sorumluluk. Çünkü hitap ettiğim kişi yalnızca bir siyasetçinin eşi değil… Bir döneme tanıklık etmiş, Cumhuriyet tarihinin en çalkantılı yıllarında metanetle yanında durmuş, Türkiye’nin kaderine eşlik etmiş bir kadınsınız. Ama artık bu hikâyenin sessiz tanığı olmakla yetinilmeyecek bir noktadayız. Çünkü söz konusu olan artık sadece bir koltuk değil. Bir partinin değil sadece… Bir ülkenin vicdanı, direnci ve rotasıdır kaymakta olan.

Sayın Hanımefendi, Türkiye tarihi, nice liderler gördü. Kimi, bir dönemi aştı; kimi, o dönemin enkazı altında kaldı. Ama her biri, bir zamanın kaderini elinde tuttu. Eşiniz Kemal Bey, bu ülkenin demokratik hafızasında önemli bir yer edindi. 12 Eylül sonrası suskunluğa bürünmüş sosyal demokrasiyi yeniden görünür kıldı. Kürt meselesinden Alevi kimliğine, devlet içi yapıların açılımına kadar pek çok risk aldı. Ancak artık tarihin çizgisi başka bir yöne akıyor. Ve direnilen şey bir iktidar değil; bir değişim arzusu, bir tazelenme ihtiyacı.

CHP, kurucu felsefesi gereği sadece bir parti değildir. Bir rejimin, bir kültürün, bir direnişin adıdır. Ve bu yapı, ilk kez bu kadar ivmelenmişken… Gençlerin yeniden umutla baktığı, kadınların sesini duyurduğu, Anadolu’da yeniden toprağa ayak bastığı bir döneme girilmişken… Şimdi bu yükselişi, bu dinamizmi kişisel bir hesaplaşmaya kurban etmek… Bütün bir geçmişe ihanet değil de nedir?

Sayın Selvi Hanım, Tarih, yalnızca büyük savaşları değil, küçük suskunlukları da yazar. Ve bazen susmak, en büyük destek biçimidir. Bu destek artık vicdanları yoruyor. Ben sizi yıllar içinde, hep güçlü duruşunuzla izledim. Sade ama etkili, geri planda ama anlamlı… Şimdi o zarif duruşu bir adım daha öne çıkarma zamanı.

Bir kadın olarak, bu ülkenin yorgun ama direnen evlatlarından biri olarak, size içten ve samimi bir çağrı yapıyorum: Eşinize söyleyin. Bu hikâyenin sonu, kaybettiği seçimlerle değil, çekildiği yerde kazandığı onurla yazılsın. Giderken devleti, adaleti, muhalefeti dizayn etmeye değil, yeni nesle yol açmaya gitsin. Biliyoruz ki, her zaferin önünü açan biri vardır. Bazen bu bir lider olur, bazen bir kadın, bazen sadece bir eş. Şimdi size düşen, bir seçim değil; bir uyarı, bir telkin, bir vicdanın sesidir. Bir Cumhuriyet kadını olarak, tarihin kırılma anlarından birinde susmak, yalnızca susmak değildir. Bu mektup bir öfke değil. Bu bir çağrıdır. Bize kalan son umudun, yok yere heba edilmesine karşı yazılmış bir tarih notudur.

Saygılarımla, Bir Cumhuriyet Kadını Handan Atamer Engin

KORKUNÇ BİR YAZ YAŞAYACAĞIZ

Meteoroloji Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, Türkiye'nin önümüzdeki aylarda sıcak hava dalgaları, ani sel baskınları, orman yangınları ve su sıkıntısıyla karşı karşıya kalabileceğini belirterek vatandaşlara tedbir çağrısı yaptı. Meteoroloji Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, Türkiye'nin önümüzdeki aylarda zorlu bir meteorolojik süreçle karşı karşıya kalabileceğini ifade ederek; sıcak hava dalgaları, ani su baskınları, orman yangınları ve kuraklık riskine karşı dikkatli olunması gerektiğini belirtti.

Şen, önümüzdeki 5 gün boyunca Türkiye genelinde etkili olacak geniş çaplı ve sistemli bir yağış beklenmediğini belirtti. Ancak Niğde'de meydana gelen sel felaketine benzer şekilde, kısa sürede yüksek miktarda yağış bırakan lokal sağanakların görülebileceğini ifade eden Şen, bu tür yağışların ani su baskınlarına neden olabileceği uyarısında bulundu.

Aşırı sıcakların sadece insanları değil, yaban hayatını da etkilediğini ifade eden Şen, sıcaklıkların artmasıyla birlikte yılan, akrep ve kene gibi canlıların yerleşim alanlarında daha sık görülebileceğini söyledi. Şen, vatandaşların resmi meteorolojik uyarıları takip etmesi gerektiğini belirterek, sosyal medyada yayılan asılsız hava tahminlerine itibar edilmemesi çağrısında bulundu.

Muhabir: Safiye Selçuk