Hani derler ya, “Sosyal medyanın süslü dünyası” diye… İşte tam da o cinsten, parlak ekranların arkasına saklanmış koca bir hayal kırıklığını anlatacağım bugün sizlere.
Şu aralar askeri gazinonun oraya dekorasyonu harika, dışarıdan bakınca insana huzur veren yepyeni bir kafe açıldı. Şehrimize de hayırlı uğurlu olsun, başımızın üstüne. Sosyal medyada öyle bir duyurusu, öyle profesyonel reklamları yapıldı ki, hayran kalmamak elde değil. Biz de iş arasında bir nefes alalım, 4 arkadaş gidip hem yeni bir soluk görelim hem de şu çok övülen mekana bir destek verelim dedik.
Gittik de ne oldu derseniz; tam bir "yalan rüzgarı!"
İçeri adım atar atmaz, girişteki masada oturan görevli bir bayan, oturduğu yerden kalkma zahmetine bile katlanmadan, o elit istifini ve şeklini hiç bozmadan bizi karşıladı. Karşıladı dediysek, aslında başından savdı! Bahçe alanının tamamen dolu olduğunu, kapalı alanda boş masa olduğunu ama orada da klimanın çalışmadığını söyledi.
Tavırdaki o soğukluk, o umursamazlık bize resmen şunu hissettirdi: "Siz sosyal medyadan görüp zahmet edip buralara kadar yürümüşsünüz ama ne gerek vardı? Hadi şimdi geldiğiniz gibi geri dönün..."
İnsan hayretler içinde kalıyor. Müşteri olarak tipimizi mi beğenmediler, yoksa masaları dolduran o meşhur Arap turistlerden biri olmadığımız için mi yer bulamadık, inan anlamak güç! O an uğradığımız o anlamsız muamele ve mahcubiyetle, suçluymuşuz gibi birbirimize baka baka kapıdan çıkmak zorunda kaldık.
Şimdi sormak lazım: Trabzon bir turizm kenti, öyle değil mi?
Sosyal medyada mekan allayıp pullamayı, kurumsal algı kasmayı çok iyi biliyorsunuz da; keşke milyonlar döktüğünüz o mekanlara biraz da "hizmet ve karşılama eğitimi" almış personeller koysanız. Ya da o parıltılı ekranların arkasına saklanmak yerine, insana değer vermeyi öğrenseniz. Çünkü kapıdaki o vizyonsuzluk, sosyal medyadaki sahte ışıltıyı bir saniyede söndürmeye yetiyor!