Trabzonspor’un bugün önünde sıradan bir sezon, sıradan bir kadro ve sıradan bir karar yok.

Yönetim belki de uzun yıllardır ilk kez bu ölçüde kaliteli, kariyerli ve kendisini ispatlamış futbolcuları bir araya getirdi. Geçen sezon ligi üçüncü bitiren, Türkiye Kupası’nı kazanan takımın önemli parçaları korunurken üzerine çok ciddi transferler yapıldı. Salah, Fabinho, Onana, Onuachu, Malinovskyi, Muçi, Aral Şimşir ve diğerleri…

Böyle bir kadro Trabzonspor’da her teknik direktörün önüne gelmez.

Hatta açık söyleyelim:

Şenol Güneş gibi Türk futbolunun en kariyerli teknik adamlarından birinin önüne bile Trabzonspor’da bu ölçekte hazır ve kariyerli bir kadro konulmadı.

İşte mesele tam da burada başlıyor.

Fatih Tekke geçen sezon başarılı oldu. Bunun hakkını teslim etmek zorundayız. Zor durumdaki takımı aldı, toparladı, ligi üçüncü bitirdi, Türkiye Kupası’nı kazandı. Bu başarının üzerini çizmek haksızlık olur.

Ama geçen sezonun başarısı Fatih Tekke’ye sonsuz kredi vermez.

Tam tersine, yönetim geçen sezonun başarısının ardından hocasına büyük bir güven gösterdi. Sezon başından itibaren takımın başındaydı. Hazırlık dönemini gördü. Kadroyu tanıyordu. Transfer çalışmalarının içindeydi. Yönetim de önüne Türkiye standartlarının çok üzerinde futbolcular koydu.

O halde artık mazeret alanı çok daraldı.

Bu takım kötü oynuyorsa, futbolcular birbirinden kopuksa, takımın sahada bir sistemi görünmüyorsa, yıldız oyuncuların özelliklerinden yararlanılamıyorsa ilk sorgulanacak yer teknik direktörlük makamıdır.

Bunda kimsenin alınmasına gerek yok.

Çünkü büyük imkân, büyük sorumluluk getirir.

Bugün Trabzonspor’un sorunu futbolcu kalitesizliği değil. Tam tersine, problem bu kadar kaliteli futbolcunun henüz bir takım haline getirilememesidir.

Ferencváros karşısında yaşanan ağır yenilgiden sonra Fatih Tekke’nin istifasını açıklaması, ardından yönetimin istifayı kabul etmeyerek kendisini görevde tutması ve hemen sonrasında Amedspor karşısında beklenen reaksiyonun yine gelmemesi benim açımdan çok ciddi bir alarmdır. Tekke de Amedspor yenilgisinden sonra sorumluluğu üzerine alarak önceki karşılaşmadan bile daha olumsuz bir gece yaşadıklarını söyledi.

Ben burada yalnızca taktiği tartışmıyorum.

Liderliği tartışıyorum.

Çünkü Salah’ın, Fabinho’nun, Onana’nın, Onuachu’nun bulunduğu bir soyunma odasını yönetmek sadece iyi antrenman yaptırmakla olmaz.

O kapıdan girdiğinde futbolcunun karşısında kendinden emin, ne yapacağını bilen ve bütün sorumluluğu taşıyabilecek bir teknik direktör görmek gerekir.

Teknik direktör daha ilk büyük darbede ben gidiyorum diyorsa, ister istemez şu soru ortaya çıkar:

Bu kadronun ağırlığı Fatih Tekke’ye fazla mı geliyor?

Ben bugün bu sorunun artık sorulması gerektiğini düşünüyorum.

Ve daha önemlisi, yönetimin de bunu düşünmesi gerekiyor.

Çünkü bu işin sonunda yalnızca Fatih Tekke gitmez.

Yanlışta ısrar edilirse önce takımın özgüveni kaybolur, sonra oyuncular sisteme olan inancını kaybeder, ardından milyonlarca avroluk yatırım değersizleşmeye başlar. Avrupa gider, lig yarışından kopulur, tribün gerilir.

O noktadan sonra taraftar sadece teknik direktöre dönmez.

Başkana ve yönetime dönüp şunu sorar:

Bu kadar büyük yatırımı yaptınız, bu kadar kaliteli futbolcuyu aldınız; takımın çalışmadığını gördüğünüz halde neden zamanında müdahale etmediniz?

İşte benim yönetimi uyarmak istediğim yer burasıdır.

Fatih Tekke’nin işinin gitmesiyle bu mesele kapanmayabilir. Gecikilirse Fatih Tekke kendisiyle beraber yönetimi de aşağı çekebilir.

Çünkü artık ortada korunması gereken çok değerli bir futbol yatırımı var.

Peki ne yapılmalı?

Benim cevabım çok açık:

ŞENOL GÜNEŞ’E GİDİLMELİ.

Ama geçmişte yapıldığı gibi değil.

Trabzonspor ne zaman dağılsa, ne zaman işler kötü gitse Şenol Güneş’in kapısı çalındı:

Hocam gel bizi kurtar.

Takım başkası tarafından kuruldu.

Transferler başkası tarafından yapıldı.

Sezon başladı.

İşler bozuldu.

Sonra Şenol Güneş çağrıldı.

En yakın örneği 2024’tür. Abdullah Avcı ile yollar 31 Ağustos’ta ayrıldı, Şenol Güneş 4 Eylül’de Trabzon’a geldi. O yaz Trabzonspor tam 13 futbolcu transfer etmişti. Yani hazırlık kampını yapmayan, yaz planlamasını yapmayan ve kadronun büyük bölümünün kuruluşunda bulunmayan bir teknik direktör kötü giden takımın başına getirildi.

Sonra işler hemen düzelmeyince yine Şenol Güneş tartışıldı.

Bu adama bir kere de yangın söndürme tüpü muamelesi yapmayın.

Bir kere de önüne kaliteli bir takım koyup Hocam, bu takım senin deyin.

Çünkü Şenol Güneş’in iyi futbolcuyu yönetip yönetemeyeceği diye bir tartışma yok.

Milli Takım’ı 2002 Dünya Kupası’nda dünya üçüncüsü yaptı.

Trabzonspor’la 2010-11 sezonunda 34 maçta 25 galibiyet, sadece 2 mağlubiyet ve 82 puan topladı.

Beşiktaş kendisine kaliteli kadro verdi.

Ne yaptı?

İlk sezonunda şampiyon yaptı.

Ertesi sezon yine şampiyon yaptı. Şenol Güneş, Beşiktaş’ı üst üste ikinci kez şampiyon yapan ilk Türk teknik direktör oldu.

Avrupa’da da takım yönetti.

Yıldız futbolcular yönetti.

Büyük egolar yönetti.

Büyük maçlar yönetti.

Büyük baskılar yaşadı.

Dolayısıyla Salah’ın karşısına çıktığında Salah’ın Şenol Güneş’e Sen kimsin? diye bakacağı bir durum yoktur.

Fabinho’ya kendisini ispatlaması gerekmez.

Onana’ya büyük maçın ne olduğunu anlatması gerekmez.

Adamın kariyeri zaten masanın üzerinde duruyor.

İşte bugün Trabzonspor’un ihtiyacı olan şey biraz da bu ağırlıktır.

Buradan Trabzonspor taraftarına da bir şey söylemek istiyorum.

Artık şu Şenol Güneş düşmanlığından vazgeçelim.

Eleştirmek başka şeydir.

Bir teknik direktörü putlaştırmak da yanlıştır.

Ama Trabzon’un yetiştirdiği, Türk futbolunda dünya üçüncülüğü görmüş, Trabzonspor’u defalarca şampiyonluk yarışına sokmuş, başka bir büyük kulüpte üst üste iki şampiyonluk yaşamış bir teknik adamı sıradanlaştırmak başka bir şeydir.

Şenol Güneş gibi bir değer Trabzon’un önüne her nesilde çıkmaz.

Bugün kızdığınız Şenol Güneş gittikten sonra onun seviyesinde bir Trabzonlu teknik direktörü kaç yıl bekleyeceksiniz?

On yıl mı?

Yirmi yıl mı?

Belki hiç gelmeyecek.

Trabzonspor geçmişte kendi değerlerini tüketme konusunda çok hata yaptı.

Aynı yanlışı tekrar etmeyelim.

Ben Ertuğrul Doğan yönetiminin yerinde olsam bugün Şenol Güneş’in kapısını çalarım.

Ama:

Hocam bizi kurtar demem.

Şunu derim:

Hocam, bu takım senin. Gel. Eksik gördüğün yeri söyle. Gereken takviyeyi yapalım. Yardımcılarını kur. Futbol takımının sorumluluğunu sana teslim ediyoruz. Biz de arkanda duracağız.

Ve gerçekten arkasında dururum.

Çünkü bugün Trabzonspor’un önündeki soru artık Fatih Tekke’yi sevip sevmemek değildir.

Şenol Güneş’i sevip sevmemek de değildir.

Soru şudur:

BU KADROYU KİM EN İYİ ŞEKİLDE YÖNETEBİLİR?

Benim cevabım bellidir.

Şenol Güneş.

Fatih Tekke Trabzonspor’un değeridir. Futbolculuğuyla da geçen sezon yaptıklarıyla da saygıyı hak eder.

Ama bazen mesele iyi insan veya iyi Trabzonsporlu olmak değildir.

Bazen yük ağırdır.

Ve taşıyabilecek omuz gerekir.

Ben bugün Fatih Tekke’nin bu yükün altında giderek ezildiğini görüyorum.

Yönetimin görmemesi ise Fatih Tekke’den daha büyük hata olur.

Çünkü birkaç hafta sonra teknik direktörü değiştirmek mümkün olabilir.

Ama dağılan takımın ruhunu, kaybolan Avrupa hedefini, kaçan şampiyonluk yarışını ve milyonlarca avroluk yatırımın gördüğü zararı geri getirmek çok daha zor olur.

O nedenle yönetimin önündeki karar bana göre bellidir:

Bu kadronun çöp olmasını beklemeyin.
Yangın büyüdükten sonra Şenol Güneş’i çağırmayın.
Bu kez yangın çıkmadan çağırın.

Trabzonspor yıllardır Şenol Güneş’i enkaz kaldırmak için çağırdı.

Bir kere de enkaz oluşmadan, elinde güçlü bir takım varken Şenol Güneş’e teslim edin.

Belki de yıllardır yapılan en büyük yanlışın düzeltilmesi için fırsat tam da bugündür.