İyi ki kınalı kuzum var. İyi ki kınalı kuzum bizimle beraber. Yoksa var ya; yapılan haksızlıkları, yaşanan olumsuzlukları, iyiyi, kötüyü, güzeli, çirkini yemin billah ediyorum yazacak bir Allah’ın kulunu bulamazdınız.

Hadi soruyorum sizlere, var mı? Yazacak, söyleyecek birisi? En önemlisi; hak, hukuk ve adaletten yana duruş sergileyecek bir babayiğit var mı bizim medya sektöründe? Sizleri “Neredeeee?” der gibi duyar oluyorum. Onun için diyorum ki, iyi ki kınalı kuzumuz var.

5N1K imiş... Yani Ne?, Nerede?, Ne Zaman?, Nasıl?, Neden? (Niçin) ve Kim? Hadi oradan be... Sorarım; bunları şu an duyan, gören var mı? Tabii ki yoktur! Bundan sonra da olmayacak! Çünkü herkes duruşunu ve adımını çıkar ve menfaat amaçlı atmaktadır. Çünkü herkes yaşam standartlarını para pula göre planlamaktadır. O nedenle diyorum ki; kınalı kuzumu destekleyip izlemeye devam ediniz.

Daha fazla lafı uzatmadan asıl konumuza gelelim. Malumunuz, birkaç kez kınalı kuzum ile Farabi Hastanesi’ni köşemize taşımıştık. Ne demiştik? “Nereden çıktı otopark ücretleri?” Ne demiştik? “Neden 3-5 ay oldu, Farabi Hastanesi personelinin döner sermayeleri ödenmedi?” Falan filan, birçok konu dile getirmiştik. Nihayetinde yaşananlarda bir değişim olup olmadığına bakmak için kınalı kuzum ile bendeniz Farabi Hastanesi’nin yolunu tuttuk.

KINALI KUZUMDAN KULİS BİLGİSİ
KINALI KUZUMDAN KULİS BİLGİSİ
İçeriği Görüntüle

Az gittik uz gittik; yani anlayacağınız Farabi Hastanesi’nin başından girdik, dibinden çıktık. Evet kınalı kuzum, hoş geldin.

- Hoş bulduk üstadım...

Güzel kuzum, seninle -kimse yanlış anlamasın- “sabaha da” çıkmadık, Farabi Hastanesi’ne gittik.

- Üstadım aynen öyle. Sen de kendi gözlerinle şahit ol diye, yaşananları yerinde görmeni istedim ve seni davet ettim. Sağ ol, sen de beni kırmayarak birlikte hastanenin yolunu tutup koridorlarını arşınladık.

Kınalı kuzum iyi yaptın ve iyi oldu.

- Üstadım, Farabi Hastanesi’ni çıplak gözlerinle gördün; neresine el atsanız elinizde kalıyor. Hani hikayesi çok duygu yüklü bir türkümüz var, “Hastane Önünde İncir Ağacı”... Türkünün sözlerinde “Baştabip geliyor zehirden acı” diye bir mısra geçiyor. Yemin billah ediyorum o söz tam hastanenin baştabibine, yani Başhekim Celal Tekinbaş’a göre uyarlanmış. O zamandan bu günleri mi görmüşler?

Kınalı kuzum çok abarttın, ne alakası var Başhekim Celal Tekinbaş ile türkünün sözlerinin?

- Üstadım yine Türk filminden örnek vereceğim; eski yıllarda replik olmuştu: “Sadri Alışık, işler karışık.” Farabi’de yaşananlar da Sadri Alışık’ın repliği gibi olmuş. Tekinbaş Başhekimden bir Allah’ın kulu memnuniyet duymaz mı? Ha, yanında yani birinci halkasında olanlar çok mutlu. Farabi’de bir sorun var ise altından mutlaka Başhekim çıkmaktadır.

Kınalı kuzum Allah aşkına, o kadar da değil. Baksana Başhekim Celal Tekinbaş, kimin sorunu olsa hepsiyle birebir ilgileniyor.

- Üstadım sen de Farabi Hastanesi’ne benimle geldin, hadi doğru söyle; neler anlattılar Başhekimle ilgili bizlere? Söyle millet de duysun.

Kınalı güzel kuzum, hiç mi bu adamın bir doğrusu yok?

- Üstadım elbette vardır. Ancak bir gerçek var; başhekimliği layıkıyla yapamamasıdır. Yani Farabi Hastanesi’ni bir başhekim olarak taşıyamamaktadır. Hocalar kendisinden adeta illallah dediler. Tekinbaş Hoca devam etmesi halinde, ileriki zamanlarda “hoca göçü” yaşayabilir Farabi Hastanesi. Benden söylemesi...

Kınalı kuzum, madem bu kadar şikayet var Celal Hoca’dan, neden değiştirilmiyor öyle ya? Yaptıklarını gören duyan yok mu?

- Üstadım işte bam teli de orası; neden değiştirilmediğidir. Rektör Hamdullah Çuvalcı Bey kendisini göreve getirmişti, yine Çuvalcı Bey başhekimlik görevinde tutuyor Celal Hoca’yı. Tabii siyasi irade de destekliyordur. Kimin umurunda ki Farabi Hastanesi’nin sorunları? Kimin umurunda ki çalışanların ödenmeyen döner sermayeleri? Hocaların alması gereken ücretler... Evet, kimin ve kimlerin umurunda?

Kınalı kuzum, Farabi Hastanesi’nde yapılan uygulamaların ve ödenmeyen ücretlerin hepsinin altında Celal Hoca’nın imzası mı var?

- Üstadım kimin imzası olacak? Herhalde benim olmayacak. Ama Celal Hoca kararları alırken Rektör Hamdullah Çuvalcı Bey’i de bilgilendiriyordur. Yükseköğretim Kanunu var, orada her şey açık şekilde belirtilmiştir. Döner sermayenin nasıl kullanılacağı harfiyen yazılmıştır. Bu kanunun kabul tarihi 04.11.1981’dir. Resmi Gazete’de yayınlandığı tarih 06.11.1981’dir. Bize kimse “lagara lugara” yapıp “Yok efendim öyleydi, yok efendim böyleydi” demesin. Biz bu Yükseköğretim Kanunu’nda belirtilen döner sermaye maddelerini yedik içtik bitirdik.

Güzel kınalı kuzum, seninle iftihar ediyorum. Ya sen nerelere gitmişsin; bir şeyi ortaya koyarken işi en ince ayrıntısına kadar inceliyorsun.

- Üstadım bu bizim işimiz. Bir şey yazarken elbette kaynağına ineceğiz. Belki Celal Tekinbaş Hoca okumamış olabilir Yükseköğretim Kanunu’nu; biz buradan kendisini uyarıyoruz, açıp baksın okusun. Yükseköğretim Kanunu’nun birinci maddesinde der ki: “Bu kanunun amacı; yükseköğretimle ilgili amaç ve ilkeleri belirlemek ve bütün yükseköğretim kurumlarının ve üst kuruluşlarının teşkilatlanma, işleyiş, görev, yetki ve sorumlulukları ile eğitim-öğretim, araştırma, yayın, öğretim elemanları, öğrenciler ve diğer personel ile ilgili esasları bir bütünlük içinde düzenlemektir.” Demem o ki burada her şey açık ve seçik şekilde belirtilmiştir; ama buna rağmen bu hükümlere uyan ne başhekimlik ne de rektörlük var.

Kınalı kuzum dersine iyi çalışmışsın...

- Üstadım, söylediklerimizin havada kalmaması için çalışmamak mümkün mü? Son olarak bir maddede ne diyor, onu anlatayım: “Gelir getiren görevlerde çalışan öğretim görevlilerine; aylık, yan ödeme, ödenek ve her türlü tazminat toplamından oluşan ek ödeme matrahının...” falan filan böyle devam ediyor. Falan filan diyorum ancak hastane yönetimine buna cevabı “İnter Milan” oluyor.

Kınalı kuzum; ödenmeyen döner sermayeyi, hocalara verilmeyip bekletilen ücretlerini anladık, otoparktan alınan ücretlere de vurgu yaptık. E geriye ne kaldı?

- Üstadım o kadar şey var ki anlatılıp yazılacak, onları da diğer yazımızda hallederiz, olur mu?

Kınalı kuzum sen istersin de olmaz mı? Hadi şimdilik sana güle güle.

- Üstadım aşağıdaki sözlerle sana veda edeyim:

Eyvallah şahım eyvallah Hak la ilahe illallah Eyvallah pirim eyvallah Adı güzeldir, güzel şah Ali bizim şahımız Kâbe kıblegâhımız Miraçtaki Muhammed O bizim padişahımız

Muhabir: Safiye Selçuk