Takvim yaşlanır, onlar yaşlanmaz sanırlar.
Saçlar beyazlar, sesler titrer, nefes daralır…
Ama koltuk hırsı ilk günkü kadar genç kalır.
Onlara bakınca aklıma hep aynı söz geliyor:
“Aslan dişlerini kaybedebilir ama açlığını asla.”
Gerçi mesele aslan olmak da değil…
Çünkü gerçek aslan, zamanı geldiğinde sürünün önünü açmasını bilir.
Bazıları ise yıllar geçtikçe yalnızca makamın gölgesine sığınır. Güç üretmez; gücü elinde tutmaya çalışır.
Siyaset, ömür boyu oturulacak bir koltuk değildir.
Bir bayrak yarışıdır.
Görevi geldiğinde devralmak kadar, zamanı geldiğinde devretmeyi de bilmektir.
Ne yazık ki bizde ayrılmasını bilmek, kazanmasını bilmek kadar değer görmüyor.
Oysa en büyük liderlik, arkanda senden daha iyilerini bırakabilmektir.
Ülke değişiyor.
Dünya değişiyor.
Teknoloji değişiyor.
Ekonomi değişiyor.
Gençlerin hayalleri, beklentileri, yaşam biçimleri değişiyor.
Ama bazı siyasetçilerin değişmeyen tek şeyi koltuk sevgisi oluyor.
Yıllar önce söyledikleriyle bugün söyledikleri arasında fark kalmıyor.
Çünkü artık çözüm üretmiyorlar; sadece geçmişi anlatıyorlar.
Geleceği inşa etmek yerine, geçmişteki başarılarını tekrar tekrar hatırlatıyorlar.
Oysa hiçbir makam, sahibinden daha büyük değildir.
Hiçbir koltuk vazgeçilmez değildir.
Hiç kimse, bir ülkenin kaderini tek başına temsil edemez.
Demokrasinin gücü, kişilerin ölümsüzlüğünde değil; kurumların sürekliliğindedir.
Belki de artık en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, yeni isimlerden önce yeni bir anlayıştır.
Çünkü gerçek mesele yaş almak değil…
Yaşanmışlığı tecrübeye dönüştürebilmektir.
Ve en büyük erdem bazen konuşmak değil;
Zamanı geldiğinde, alkışlar arasında sahneden inmeyi bilmektir.