Hukuk, Taraftarlık Kaldırmaz

Bir hukuk devletinde en tehlikeli kırılma, kanunların değişmesi değildir.

İlkelerin değişmesidir.

Bugün en temel hukuk güvencelerinden biri olan masumiyet karinesi, siyasi pozisyona göre yorumlanıyorsa, ortada hukuk değil, tercih vardır.

Oysa hukuk tercih kaldırmaz.

Masumiyet karinesi, sevdiğimiz insanlar için de geçerlidir; eleştirdiğimiz insanlar için de.

Çünkü hukuk, tarafını kişilere göre belirlemeye başladığı gün adalet olmaktan çıkar.

Siyaset, günü kurtarmak için ilkelerden vazgeçebilir.

Hukuk vazgeçemez.

Demokrasi; çoğunluğun hoşuna giden kararları alkışlamak değil, en temel hakları herkes için savunabilmektir.

Bugün mahkeme kararını beklemeden insanlar hakkında kesin hükümler kuranlar, yarın aynı yöntem kendilerine uygulandığında “adalet” arayacaktır.

Ama adalet, ihtiyaç duyulduğunda hatırlanacak bir kavram değildir.

Adalet, en çok da işimize gelmediği zaman savunulursa anlam taşır.

Bir siyasi hareketin gerçek sınavı, rakiplerine nasıl davrandığıdır.

Çünkü hukukun üstünlüğünü savunmak; dostunu korumak değil, ilkeyi korumaktır.

Masumiyet karinesini bir kenara bırakıp siyasi reflekslerle hareket eden herkes, farkında olmadan kendi savunduğunu söylediği hukuk devletinin temelini aşındırır.

İlkeler, alkış almak için değil; zor zamanlarda da uygulanmak için vardır.

Hukuk kişilere göre eğilip bükülmeye başladığında kaybeden yalnızca bir parti ya da bir siyasetçi olmaz.

Kaybeden, toplumun adalete olan güvenidir.