Bazı insanlar kupa kaldırır.

Bazıları rekor kırar.

Çok azı ise bir şehri ve takımı temsil eder.

Şenol Güneş, Trabzon için tam olarak budur.

Çünkü onun hikâyesi, futbolun çok ötesinde başlar.

Bir liman kentinin yağmurunda, yokuşlarında, toprak sahalarında başlar. Gürültüyle değil emekle, gösterişle değil disiplinle büyüyen bir çocuğun hikâyesidir bu. Ve belki de bu yüzden milyonlar onu önce kaleci, sonra hoca, en sonunda da bir karakter olarak sevdi.

Kalecilik garip bir meslektir.

Herkes golü atanı hatırlar, kaleciyi ise hata yaptığında.

Şenol Güneş, hayatının ilk dersini burada aldı: Alkış geçicidir, sorumluluk kalıcı.

Sonra Trabzonspor geldi…

O efsane kadronun kalesinde yalnızca topları değil, bir şehrin hayallerini korudu. Anadolu’nun İstanbul’a boyun eğmeyeceğini gösteren devrimin sessiz kahramanlarından biriydi. O takım yalnızca şampiyon olmadı; Türkiye’nin futbol haritasını değiştirdi.

Yıllar geçti.

Forma çıktı, ceket giyildi.

Bu kez kenarda durdu.

Ve yine aynı şeyi yaptı: İnsan yetiştirdi.

Onun en büyük başarısı kupalar değildir.

Onun en büyük başarısı, onlarca futbolcunun kariyerinde bıraktığı izdir.

Çünkü iyi teknik adam taktik öğretir.

Büyük teknik adam karakter öğretir.

2002 Dünya Kupası…

Bugün hâlâ konuşulmasının nedeni üçüncülük değildir.

O takımın oynadığı cesur futboldur.

Brezilya’ya kafa tutan özgüvendir.

Japonya’da, Kore’de bütün dünyanın saygısını kazanan Türk duruşudur.

Şenol Güneş, Türkiye’ye şunu öğretti:

“Kendini küçük görürsen kaybedersin.”

Belki de onun en büyük mirası budur.

Elbette eleştirildi.

Hem de en ağır şekilde.

Kendi şehrinde…

Kendi tribününde…

Kendi insanından…

Trabzon’un en acı tarafı bazen budur; en büyük değerlerini en kolay harcar. Heykeller dikmekte geç kalır, yıkmakta hiç geç kalmaz.

O ise hiçbir zaman bağırmadı.

Hiçbir rövanş peşinde koşmadı.

Cevabını çoğu zaman sessizliğiyle verdi.

Çünkü bazı insanlar haklı çıkmaya değil, doğru kalmaya çalışır.

Bugün Trabzonspor denince herkes farklı bir isim söyler.

Kimi Ahmet Suat Özyazıcı der.

Kimi Özkan Sümer.

Kimi Ali Kemal Denizci.

Kimi Hami.

Kimi Fatih Tekke.

Ama Şenol Güneş bütün bu köprünün tam ortasında durur.

Dünü bugüne, bugünü yarına bağlayan yaşayan hafızadır.

Onu sadece sonuçlarla değerlendirmek, bir kütüphaneyi tek bir sayfadan okumaya benzer.

Çünkü Şenol Güneş bir teknik direktörden önce bir okuldur.

Disiplindir.

Sabırdır.

Mütevazılıktır.

Ve en önemlisi; Trabzon’un dünyaya “Biz de varız” deme cesaretidir.

Günün sonunda herkesin kariyerinde sayılar kalır.

Maç sayısı…

Puan…

Şampiyonluk…

Fakat çok az insan ardında bir duygu bırakır.

Şenol Güneş’in bıraktığı şey tam da budur.

Trabzon’un çocuklarına, “İmkânsız dediğiniz yere kadar yürüyün” diyen sessiz bir umut…

Ve belki de bu yüzden…

Şenol Güneş sadece Trabzonspor’un efsanesi değildir.

O, Trabzon’un vicdanıdır.